OKULLARDA ŞİDDET

 

 

 

Türkiye, son günlerde, okullarda yaşanan şiddet olaylarını konuşuyor. Kamuoyu okullarda şiddet olaylarının gözle görünür bir şekilde artmasının sebeplerini merak ediyor. Uzmanlar araştırıyorlar…İlk bulgular kendi kültüründen uzaklaşan, hedefsiz, amaçsız gençlerin şiddet kültürü ile yüz yüze kaldığını gösteriyor.

 

Türkiye'de gün geçmiyor ki, ilk ve orta dereceli okullardan şiddet haberleri gelmesin. Milli Eğitim Bakanlığı konunun üzerine giderek çok ciddi araştırmalar yapıyor. Topluma mal olmuş şahsiyetlerle, gençlere ulaşmayı hedefleyen Bakanlık, “temiz bir gençlik için” bataklığı kurutmanın çabası içinde.

 

son zamanlarda okullarda yaşanan şiddet olaylarını sebebi sizce nedir?

         Türkiye'de okullarımızda her yıl 6 bin şiddet olayının meydana geldiği en üst merciler tarafından dile getirilmiştir. Medyada da sürekli gündeme geliyor. Çözümü yalnızca kolluk kuvvetlerine bırakmak doğru olmaz. Önce bu bataklığın kaynağını kurutmak lazım. Sevgi ortamını, huzuru, kültür değerlerimizi, olumlu havayı, insan olmanın gereği olan temel taşları bozan bu şiddet olaylarında son yıllarda artış olduğu gözlenmektedir. Okullarda artan şiddet olaylarının temelinde iletişimsizlik, kültürsüzlük ve sevgisizlik var. Ülkemizin farklı eğitim, kültür ve geleneğine sahip bölge ve kesimlerinden gelmiş olan ailelerin ekonomik ve sosyal yönlerden yaşadıkları sorunlar çocuklarının üzerinde olumsuz etki bırakmaktadır.

  • Nasıl bir gençlik yetiştirmek istiyoruz?
  • Nasıl bir gelecek bekliyoruz?
  • Yarının dünyasında gençlerin yeri ne olacak?

Ortaya bir şey koyamıyoruz. Gençlerimizin önüne dünya gençleriyle yarışacak hedefler koyamıyoruz. Harçlıklarını temin edip, fiziksel ihtiyaçlarını giderip, okula göndererek ebeveynlik görevi yerine getiriyor zannediyoruz. Gençlik kendi kültürünün farkında değil.  Yeteneklerini bilme ve kullanmada yetersiz. Çocuklarımızın çoğu sorumluluk anlayışına da sahip değil. Yaptıkları zararlı eylemlerin farkında değiller. İyi birey olma bilinci, başkalarını anlama ve empati kurma konusunda yetersizler. Karşılaştıkları sorunlara sabırla çözüm arama ve bulmada isteksizler. Kendi yaşantılarını; öğretmenleri ve ailelerinin tavsiyesi doğrultusunda planlayamıyorlar. Belki de sorumluluk bilinci yeterince verilemediği için oluyor bütün bunlar.

 

> Uyuşturucu ile şiddet arasında bir bağlantı var mı peki?

        Uyuşturucu, toplumun, gençliğin, geleceğimizin en büyük tehlikesi. Uyuşturucu adının okullarımızla birlikte anılması sıkıntı ve üzüntü verici. Uyuşturucu ve şiddet… Bunlar birbirine paralel giden iki büyük problem. Madde bağımlılığından alkole, sigaradan uyuşturucu haplara kadar uzanan büyük bir yelpaze. Aile ortamından kopukluk, aileleriyle iyi geçinemeyen çocuklar çareyi çetelere sığınmakta buluyorlar. Okullardaki eğitim, aile terbiyesi ve arkadaş çevresi faziletli çocuklarla takviye edilmediği için, gençlerin dostları çete üyeleri ve uyuşturucu müptelaları oluyor.  Ayrıca medyanın gerilim ve şiddete prim veren bir yaklaşımı da gözleniyor. Okullardaki şiddet olaylarının arkasında uyuşturucu çetelerinin bulunduğu basınımızın sayfalarına da yansıyor. Öğrencilerimiz bu çetelerce çok kolay avlanabiliyor. Öğrenciler arasında sigara kullanım oranının  çok yüksek olduğu biliniyor. Sigara kullananlar arasında uyuşturucu kullanımı da yaygınlaşabiliyor. Öğrencilerin okuldan kaçarak veya okul çıkışında diskolara, internet kafelere giderek, uygun olmayan arkadaş çevresi sayesinde uyuşturucuyla tanışabiliyor. Veliler çocuklarını, ne yiyor, ne içiyor, kimle arkadaşlık yapıyor, boş vakitlerini nerede değerlendiriyor diye mutlaka rahatsız etmeden takip etmeliler.

Yeşilay’ın verileri, okullarda sigara içme yaşının 9, alkol kullanma yaşının 10, uyuşturucu kullanma yaşının ise 11'e indiğini belirtiyor. Yeşilay Cemiyeti bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı'na yardımcı olmaya çalışıyorlar. Çok ciddi bir gayret içerisindeler. Yeşilay Cemiyeti Başkanı Mustafa Necati Özfatura, bundan 20-25 sene evvel, uyuşturucu felaketi ve şiddetin, Ülkemizin kapısında olduğunu, konunun gençlerimize yönelik çok ciddi bir tehdit unsuru olduğunu söylediği zaman, bazıları bu öngörüleri felaket tellallığı olarak görmüşlerdi. Maalesef, sayın Özfatura'nın o zamanki öngörülerinin de ötesinde bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.

Sadece Yeşilay'ın çalışmalarıyla bu meseleyi ortadan kaldıramayız. Devletimizin bütün kurumları birlikte hareket etmelidir.

Biz yetişkinlerin ise, destek ve ilgisi birinci derecede önemlidir.

 

> Medyanın doğrudan bir etkisi olduğu ne derece doğru?

    Kontrolsüz ve şiddet içerikli yayınlar, filmler, diziler, bilgisayar oyunları, şiddetin sorumluları arasındadır. Gençler ve çocuklar, o dizi ve filmlerdeki oyuncular gibi davranmaya özeniyorlar. Şiddet içeren yayınların haddinden fazla öne çıkarılması çocuklarımızda özenti oluşturuyor.

Beş duyu neyle meşgulse, haliyle insan denilen duygusal canlı da o oranda etkileniyor. Cinsellik, şiddet, uyuşturucu içerikli sahnelerin bulunduğu televizyon programları gençlerin kişiliklerinde ve bilinçaltında şiddet duygularının yerleşmesine sebep olabiliyor. Abartılı televizyon izlemek, bilgisayarı amacının dışında kullanmak; duygusal bozukluk, korku ve endişe duygularının gelişmesine sebep olabiliyor. Okullarda yaşanan şiddet, uyuşturucu kullanımı, içki ve sigara gibi kötü alışkanlıkların, davranış bozukluklarının altında zararlı TV programlarının ve internet sitelerinin etkisinin de olduğu bilinen bir gerçektir.

 

Okullarımız güvenli olmalı.

 

> Peki öğrenciler okullarda güvende mi?

       Gözden kaçan bir ayrıntı güvenlik. Sağlık, psikolojik, sosyolojik, duygusal, ruhsal, kişisel, demokratik ortam ve fiziki mekan güvenliğinin alınamadığı kurumlarda öğrencilerin başarısı oldukça düşük. Okullarda kişisel güvenlik, sadece kolluk güçleri ile sağlanamaz. Mesele öğrencileri potansiyel suçlu olarak görmekle de çözülemez. Bu konuda rehberlik eğitimi almış öğretmenlerin öğrencilerle daha yakından ilgilenmeleri, öğretmen öğrenci ilişkisini çok dengeli kurarak, onun dünyasına girmeye çalışması lazım. Ailelerin mutlaka ciddi tutarlı, doğru destek vermesi gerekiyor. Güvenlikten sadece, polisiye tedbirleri anlamayalım. Kavga ve şiddet eylemlerini önlemek için, başta idareci, öğretmen ve diğer personelin örnek ve model oluşturması gerekiyor. Bütün çalışanların ortak bir tutum, disiplin ve prensipte anlaşması gerekiyor. Çocuklarımızın okulu sevmesi, okula devamın cazip hale getirilmesi, okul içerisinde sevgi – saygı ortamının oluşturulması, okullarda genel güvenliğin ailelerle iş birliği içinde sağlanması önem arz etmektedir. Kısacası okul sevilerek gidilen, özlenen bir mekan olmalıdır.

 

> Okulların fiziki yapısı ne derece önemli? Sosyal ve sportif alanların eksikliği önemli bir sebep olarak gösterilebilir mi? Şiddet olayları üzerinde okulların etkisi var mıdır?

      Okullarımızın genel fiziki yapısı, öğrencilerin rahatça ders görülebilecekleri sosyal, kültürel ve sportif etkinliklerini yapabilecekleri bir ortam oluşturmalı. Sınıf mevcutları olması gereken seviyede ise, öğrencinin dersi takip etmesi,  öğretmenini dinlemesi, derse katılması ve dersi anlaması kolaylaşır. Şu anda biliyorsunuz öğrenci merkezli eğitim veriliyor. Özel okullar ise bunun farkına daha önceden vararak bu eksende eğitim verdiler. Özel okullar,  üniversiteye öğrenci yerleştirme konusunda diğer okullara göre 4-5 kat daha başarılılar. Sebebi de öğrenci merkezli bir anlayışın yanında, fiziki yapı, sınıf mevcutları, yetkin idari ve öğretim kadrosu, eğitim öğretim faaliyetlerinin takibi ve kontrolü, çalışan diğer hizmetli ve memur kadrolarının eğitim öğretim ortamı için uygun oluşudur. Bu durum, 4-5 kat fazla şeklinde ifade etmiş olduğumuz oranın oluşmasına katkı sağlıyor.

Eğitim başarısı ve kalitesi yüksek okullarda şiddet olaylarına fazla rastlanmıyor. Özel okullarda şiddet olaylarının yaşanmaması eğitim kalitesinin yüksek olmasına bağlı. Bunda, okullardaki fiziki şartların uygunluğu, sınıf mevcutlarının 15 ile 22 öğrenci arasında olması, görev alan öğretmenlerin özverili, idealist ve öğrencileriyle iyi iletişim içerisinde olabilmelerinin rolü büyük. Dolayısıyla öğrencinin öğretmenine olan saygısı, sevgisi kaybolmuyor, bilakis güçleniyor.

 

> Okulların üzerine düşen görevler nelerdir?

       Milli Eğitim Bakanlığımızın yeni bir girişimi var. Türkiye'deki tanınmış şahsiyetler, kimlik sahibi ünlü sanatçılar, şiddetin zararlarını ailelere ve çocuklara anlatacaklar. Çok doğru ve yerinde bir karar.

Okullarımız, büyük düşünebilen, insanların mutluluğunu hedeflemiş, milli ve manevi kültürünü evrensel değerleri içinde koruyup, geliştiren, bilgiyi etkili kullanabilecek, dünya çapında insanlar yetiştirebilen teknik ve yeterli donanıma sahip birer kurum olmalıdır.

Öncelikli olarak okullarımız, üzerlerine düşen bu görevleri eksiksiz olarak yapmak mecburiyetindeler. Öğretmenler, duygusal ve zihinsel gelişimini dengede tutmayı başaran, geleceğe güvenle bakan ve her fırsatta gelişmeyi görev bilen gençlere destek olmalıdır. Rehberlik Servislerinin öğrencinin sınıf ortamı dışında da öğrenmeye devam etmesi için projeler oluşturması gerekmektedir. Öğrenciler, birbirleriyle ve öğretmenleriyle yaşadıkları ve üstesinden gelemedikleri sorunları rehber öğretmenlerine ve okul yönetimlerine iletebilmeli, sorunlarına çözümler bulunmalıdır.

Günümüz hayat standartları, tek tip insan anlayışından giderek uzaklaşmaktadır. Sosyal, duygusal ve zihinsel yönden gelişen gençler, topluma faydalı bireyler olarak yetişmektedir. Çocuklarımızın gönlüne büyüğüne saygı, küçüğüne sevgi anlayışı yerleştirilmelidir. Sağlıklı iletişim kurabilen, kendine güveni olan gençler yetiştirmek görevimizdir.

 

> Okul binalarının etkisi peki nedir?

      Okullarda sağlıklı eğitim-öğretim ortamının oluşması için fiziki yapının da uygun olması gerekir. Öğrencilerin rahat ders ve teneffüs yapacağı, eğitsel oyunlar oynayabileceği ortamların bulunması lazım. Her çeşit laboratuarın, sosyal etkinlik alanlarının, beden eğitimi salonlarının, açık ve kapalı spor alanlarının bulunması  öğrencinin fiziki ve ruhi gelişimini tamamlaması için çok önemli faktörlerdir. Özel okullarda bunlar maksimum seviyededir. Fiziki yapının dışında eğitim ve öğretim kadrosu da çok önemli. Öğretmenlerin alan bilgisi yanında eğitim bilimlerine vakıf olması, öğrencisini ve işini çok sevmesi gerekir.

 

Asıl görev ailelerde

 

> Ailenin bu eğitim sürecindeki yeri nedir?

          Şiddet ve kötü alışkanlıkların en başındaki önleyici kurum ailedir. Öğrencilerin başarısı için ev düzeninin her bakımdan uygun olması gerekir. Özellikle evdeki televizyon, internet, cep telefonu v b. araçlar kontrol altında tutulmalıdır. Çocukların başarıları desteklenmeli, öğretmenleriyle iletişim içerisinde olunmalı, çocuğa karşı davranışlarında anne ve babalar tutarlılık sergilemelidir. Ailelerde sevgi ve güven ortamı çok önemli. Çocukları ile sağlam sevgi ilişkisi olan, doğru ve yanlışları öğreten, davranışları için uygulanabilir kurallar koyan, bunların uygulanmasını sağlayan ve çocuklarını gerçekten dinleyen ebeveynler, onların sağlıklı bir aile ortamında yetişmesini sağlamış olurlar. Çocuk kendini ailede mutlu ve huzurlu hissetmeli ki , ailedeki bu güven ortamı okulda da devam etsin.

 

Eğitim önce ailede başlamalı

Eğitim önce ailede başlar. Bütün anne babalara sesleniyorum. Bir defa görevleri nelerdir?. Hangi davranışlarda bulunmaları lazım geliyor, bunu iyi bilmeleri incelemeleri gerekiyor. Şu anda yerel yönetimlerde, üniversitelerde; etkili anne-baba olma seminerleri veriliyor. Bu seminerlere ve bilgi aktarımlarına aileler birlikte katılmalılar, çocuk yetiştirme konusunda üst düzeyde bilgilenmeliler. Bu işin en önemli çözümü yeri okuldur. Herkes kendisini sorgulayacak, öz eleştiri yapacak, özeleştiri yapmayan yetişkinin sorumlu olduğu çocuğunu iyi yetiştirmesi mümkün olmaz. Bütün anne babalar çocukların ruhunu bozucu psikolojik dengesini bozucu söylem ve davranışlardan kaçınmalıdır. Çocuklara "sen yapamazsın, beceremezsin, beceriksiz, sen ne anlarsın vb." sevimsiz ve negatif duygular yüklü kelimeler kullanılmamalıdır.

 

Biz yetişkinler daha iyi bir örnek olmak için daha faydalı olmak için yavrularımıza yardımcı olalım.

Biz çocuklarımıza yardımcı olamazsak, onlar fiziken hasta olmazsa bile ruhen hasta olacaklar. Şu anda Avrupa, uyuşturucu belasından yavrularını kurtarmak için çareler arıyor, bu bataktan kurtulamayan aileler kan ağlıyor. Psikolojik sıkıntılardan, fuhuş belasından, şiddetten, uyuşturucudan kurtulmak için çareler arıyorlar. Bizler daha şanslıyız, çünkü güçlü bir aile yapımız, zengin bir kültürümüz var. Ancak aile ve kültürdeki aşınmalar bizi sıkıntıya sokabilir.

 

 

 

Peki şiddete çare olarak neler öneriyorsunuz?

Kültürümüze sarılalım

      Çare,  az önce söylediğim gibi, bizim kökleri yüz yıllara dayanan kendi doğru kültür birikimimiz, güçlü aile yapımız ve kimliğimizdedir. Onların üzerinde durduğumuz zaman daha iyi bir duruma geliriz. Bunun altını özellikle çizmemiz lazım.  Anne babaya saygı, büyüklere saygı, küçüklere sevgi, kendimiz için istemediğimizi başkası için de istememek, kendimiz için istediğimizi başkası için de istemek... Bu bizim kültürümüzün derinliklerinde ve bütün safhalarında var. Şimdi buna empati diyorlar. Bunu içselleştiren insan kötü olabilir mi?

Şiddet kendi kültür ve değerlerimize sarılarak önlenir. Bu işin çözümü bu. Bunun için eğitim çok önemli. Eğitim de ailede başlar, okulda sürer.

 

Okul öncesi eğitimin rolü peki nedir?

    Türkiye'de okul öncesi eğitim oranı çok düşük. Anasınıflarımızda çocuklarımız mutlu sevgi dolu bir ortamda paylaşmayı, yardımlaşmayı, iyiliği, doğruluğu, saygıyı öğrenmektedir. Böylece ileriki yaşamlarının sağlam temelleri bu sınıflarda atılmaktadır. Okul öncesi eğitimini yeterli alamayanlar bu vasıflardan noksan yetişebiliyor.

 

Eğitim anne karnında başlar

Geleceğimiz olan çocuklarımızın sağlıklı ve başarılı bir birey olabilmeleri ancak eğitimle mümkündür. Anne karnında eğitime başlayan yavrularımız aile içinde şekillenmeye başlar. Aileye eğitimde yardımcı olmak ve yavrularımızı ilköğretime daha iyi hazırlayabilmek için anasınıflarına büyük görevler düşmektedir. Çünkü, zihinsel gelişimin % 70’i 6 yaşına kadar gerçekleşir. Okul öncesi yıllar çocuğun yaşamında gelişimin hızının yüksek olduğu ve kişiliğinin biçimlendiği en önemli dönemdir. 3 yaşına kadar bir çocuğun beyni bir yetişkinden 2,5 kat daha fazla çalışmaktadır. Okul öncesi eğitim oranları ile gelişmişlik düzeyi paralellik gösteriyor. Türkiye’de %15 olan okullaşma oranı Almanya ‘da %90, Fransa’da %100, Suriye’de %9’dur.

 

Medya sorumluluk sahibi olmalı

Eğitim; ülkemizin en mühim ve ciddi davasıdır. Ailesine, devletine, milletine ve insanlığa "doğru" fertler kazandırmak, ailenin, eğitim kurumlarının, medyanın, sivil toplum örgütlerinin kısacası herkesin ortak görevidir. Medyamız, yayınlarında sorumluluklarının bilincinde olmalı, şiddet içeren kontrolsüz yayınlardan uzak durmalıdır. Bilgisayar oyunları, korku ve şiddet içeren filmler, internet bağımlılığı çocukların iç dünyalarında yıkıcı sonuçlar oluşturabiliyor. Malum dizi ve filmlerdeki oyuncular gibi davranmaya çalışıyorlar. Öncelikli olarak yazılı ve görsel basın organlarındaki şiddet sahnelerinin törpülenmesi lazım.  Yeni nesil gördüğünden çok etkileniyor. Eğitim bilimcileri dinlediğimiz ve kitaplarını okuduğumuzda yeni yetişen bireylerin, insanların söylemlerinden çok, yaşadıklarından ve model aldığı kişilerin tavırlarından etkilendiğini görüyoruz. Dolayısıyla yetişkinler, gençlere yaşam tarzları ile örnek olmalıdır.

 

Peki gençlerin payına düşenler nelerdir?

       Toplumda ve ailede dürüstlük ve fedakarlık gibi değerler öne çıkmalıdır. Gençlerimiz, Türkçeyi doğru ve etkili kullanmalı, anadili yanında en az bir yabancı dili anadili gibi kullanabilmelidir. Kendini ifade eden, iletişim kuran, işbirliği yapan, girişimci ve sorun çözen bireyler olarak yetişmelidirler. Bilimsel düşünen, anlayan, araştıran, inceleyen, eleştiren, sorgulayan ve yorumlayan bir anlayışla çalışmalıdırlar. Haklarını ve sorumluluklarını bilmeli, çevresiyle uyumlu olmalı, okutmaktan ve öğretmekten zevk almalıdırlar. Gençlerimizin bilgi teknolojilerini kullanan, üreten ve geleceğine yön veren bireyler olarak yetişmeleri gerekmektedir. Çocuklarımızın milli, manevi, ahlaki, tarihi, kültürel, sosyal ve sanatsal değerlere önem vermelerini sağlamak, milli kültür duygu ve düşünceleri güçlendirmemiz gerekiyor. Biz zengin kültürümüzle insanlara yardımcı olacağız, ufuk açacağız, o güzel değerlerimizle gençlerimize doğruyu öğreteceğiz.

Sonuç; gençlerin her birinin doğru birer hedefi olmalı, azimle, yılmadan o hedefe giden yolda emin adımlarla yürümelidirler. Milli, manevi değerlerini iyi özümsemiş, bilim ve teknolojiden yararlanan, evrensel değerlere bağlı, çağımızın ihtiyaçlarına cevap arayan,  girişimci, zihinsel, bedensel ve ruhsal gelişimi tamamlanmış gençler yetiştirmeliyiz.

 

Bilginin hızla yenilenerek üretildiği çağımızda birey ve toplumun geleceği, bilgiye ulaşma, bilgiyi kullanma ve üretme becerilerine bağlı bulunmaktadır. Bu becerilerin kazanılması ve hayat boyu sürdürülmesi bilgi üretimine dayalı çağdaş bir eğitimi gerektirmektedir. İşte bunu başardığımızda Mustafa Kemal Atatürk’ün

hedef gösterdiği “muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmayı” başarmış olacağız.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !